Yazıları

Sıradışı Bir Dostluğun Fotoğrafı

Tanışalı sadece üç yıl oldu aslında. Sanki doğduğu ilk günde sarıp sarmalayıp elime verdiler, bir asra dayanmış ömrünün her gününde, her saatinde yanındaydım sanki. Onunla birlikte Reyhanlı’nın Çerkes mahallesinde doğup ana babasızlığı yaşadım, bahçelerden nar çaldım, sokak çocuklarıyla köşe kapmaca oynadım, Asi nehrinin kan gibi sıcak suyuna çivileme atladım, 1930’ların İstanbul’unda saraylı bir halanın yanına sığındım, sonra bir kayıp babanın peşine düşüp Şam’a, Beyrut’a, Hayfa’ya gittim. Üvey annenin ne demek olduğunu öğrendim.

Silivri’yi Sel Aldı

Geçen hafta Silivri’yi sel aldı. Çok değil, üç saat içinde olup bitti her şey. Gök delinmiş gibi fasılasız bir yağmurdan sonra benim sevgili Mavi Kasabamın alçağını çamur sel, yükseğini fırtına yel alıp götürdü. Öyle ki hasbelkader bir yar sevmiş olsaydık onu da el almış olacaktı.

Sonrası Hayat Öyle Güzel ki…

Kadim dostumdu, hayatıma ne zaman ve nasıl girdi bilmiyorum. Ben gözümü açtığımda o evimizin en baş köşesindeki yerini almış ve bizden biri olmuştu bile. Annem babam her akşam büyük bir ciddiyetle siyah beyaz ekranın karşısına geçip ihtilal haberlerini izlerken ben küçülüp ekranın içine girdiğimi düşlüyordum. Apoletli askerlerin arasına katılıyordum, fonda milli marşlar çalıyordu. Yürüdüğüm yolun iki yanında coşkuyla el sallayan kalabalığı selamlıyordum.

Reyhanlı Hatıraları

Kırıkhan’dan Suriye dağlarına doğru akıp giden şoseyi hafif bir yükselti üzerine kurulu evleriyle selamlardı Reyhaniye… İlk bakışta bu tepecik üzerine kurulu üç beş evden ibaret sanılsa da yaklaşınca gerideki düzlüğe sere serpe uzanmış bir cennet dilberi gibi arz ı endam ederdi. Etrafı zakkum ağaçlarıyla çevrili yol, kıvrılarak zümrüt rengi yeşilliğin arasında kaybolurdu sonra. Şehrin ortasından geçen ırmakla el ele verir, her suyun aktığı yöne doğru kah çağıldar, kah tozardı.

Başa dön